Vitrin

Hakikat bir Güneştir O da kendini gizledi

Atatürkün Gizlenen Soyu 04 Eylül 2010

Atatürk üzerinde ki tüm gizemler kaldırılabildi mi? Yakın tarihimizin bu eşsiz şahsiyeti hakkında neler  biliyoruz yada bildiklerimizin ne kadarı gerçek.Aslında bu sorunun cevabı Cumhuriyet tarihi ile paralellik taşıyor.

Atatürkün hayatındaki gizemi kaldırabilmek için daha çok belgelere ihtiyaç var. Ama gerçeklerle bize öğretilen Cumhuriyet  tarihinin farklı olduğunuda biliyoruz. Bizim hareket noktamız şu: Hiç bir araştırmacı kaynağını deşifre etmek zorunda değildir. Tarih gibi belgeye dayanması zaruri olan  bir bilim dalında gerek kaynakların yetersizliği gerekse resmi arşivlerin tam açılamamış olması  bizi diğer kaynaklara ve araştırmalara sevk etmiş ve bu bilgilerin doğruluğu hususunda arşivlerimiz açıklanmadığı yada bilir kişilerin aksini ispat etmediği sürece kendi adımıza güvenilir bilgi verdiğimizi iletmek isterim. Biz inanıyoruz ki arşivler çalışmalarımızı doğrulayacaktır.  Bu anlamda gerçeklere öncülük yaptığımızıda kıvançla iletirim. Umuyoruz ki Allah tamamına erdirecektir.

Atatürk 1881 yılında doğmuştur kesin ayını bilemiyoruz. Ne tuhaftır ki Atatürkün anneside bunun bilememektedir. Rivayetlere göre o devirde yeni doğumlar  Kuranı Kerim lerin arka sayfasına yazılmaktadır. Fakat Zübeyde Hanımın Kuran-ı Keriminin ya yanması yada çalınması üzerine Atatürkün doğum tarihide kaybolmuş nedense Zübeyde Hanımda bu önemli doğum gününü hiç hatırlamamıştır.  Bununla beraber doğum yerinin Selanik olduğuna dair şüphelerimiz var. Bize bu kanıya ulaştıran Atatürkün bilinenin aksine babasının Ali Rıza Efendi olmayıp çevresinde Mehmet Efendi olarak bilinen bir zata dayanmasından kaynaklanmaktadır.  Halbuki Mehmet Efendinin Selanikte yaşadığına dair bir kanıt olmamasıda normaldir. Mehmet Efendinin hayatı konusunda elimizde net bir şey yok yanlız rivayetlere göre kendisinin osmanlıda ünlü bir paşa olduğu yönende bilgiler mevcut. İkincisi ise asıl isminin Abdulmehap olduğu  mehmet olarak söylendiği yönündeki rivayettir. Doğrusunu bilemiyoruz.  Rivayetlere göre Zübeyde Hanım sadece Mehmet Efendi ile evlenmiş Atatürk 9 aylıkken de babası rahmetli olmuştur. Rivayetlere göre ATATÜRKÜN gerçek ismi ABDULLAH tır. Zübeyde Hanım daha sonra gerçekten Ali Rıza Efendi ile evlenmişmidir?  Bu soru bizce henüz cevaplandırılamamıştır. Ama kanımca  Ali Rıza Efendi hayali bir kişiliktir… Çünkü  Ali Rıza Efendi hakkında da ne hikmetse bir bilgi yoktur. Hatta Atatürkün şu an babası olarak bilinen Ali Rıza Efendinin resmine bakıp  bu bizim pedere benzemiyor dediğini yazılan anılardan öğreniyoruz. Bizim kuvvetli kanımız şu Atatürk tabiki doğumundan sonra çocukluğunda babasının kim olduğunu annesine sormuştur. Annesininde ona gerekli biligileri verdiğine inanıyoruz. Fakat burada önemli olan bu bilgilerin kimseyle paylaşılmamasıdır. Çünkü kanımızca Atatürkün Rahmetli babası bilinen muteber ve ünlü bir kişiydi. Birileri kasti olarak babası konusunu menfi olarak gündeme taşımakta delilsiz belgesiz iftira kampanyaları yürütmektedirler. Bu gibi asılsız iddiaları kasıtlı çıkaranların Allah katında sorumlu olacaklarını hatırlatıyor ve onları Allaha havale ediyoruz. Halbuki gerçekler çok daha farklıdır. Atatürk babasının kim olduğunu açıklamış olsaydı çevresinde konumundan faydalanmak isteyecek bir çok kişi olacak belkide bu durum onun vazifesine zarar verip engel teşkil edecekti. Sonuç olarak Atatürkün gerçek babasının kim olduğunu bildiğini, annesi ve sonraki aile bireyleri ile belkide arkadaşları da dahil olamak üzere bu gerçeği sır gibi sakladıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Kanımızca Zübeyde Hanım Ali Rıza Efendi ile evlenmiş olsada olmasada Makbule Hanımın Atatürkün üvey kız kardeşi olduğunu yada çok yakın bir akrabası olduğunu  söyleyebiliriz. Çünkü doğumu 1886 daha doğrusu Atatürkten çok sonradır.  Mehmet efendi ise 1881-1882 de  rahmetli olmuştur. Bu durum Atatürkün ileriki özel yaşamında yaşananları daha iyi anlayabilmemizi sağlamıyormu? Mesela Atatürkün annesi ve kız kardeşinin Fikriye Hanımı istememesi gibi.. yada Abdülrahim Tunçakın kimin çocuğu olabileceği gibi tabiki şimdilik bu ayrıntıları bilemiyoruz..

Biz biraz daha gerilere Atatürkün dedelerinin kim olduğu sorusuna cevap bulmaya çalışalım. Araştırmalarımız Atatürkün dedelerinin uzun yıllar Deliorman Veliko Dobruca Tırnova bölgesinde yaşadıklarını işaret ediyor. Bugün Diyarbakırda türbesi bulunan Seyyit Sarı Saltuk Hazretlerinin (R.A) Rumeliye geçip oraları müslümanlaştırma çalışmalarında bulunan oğulları ve torunlarının soyunun Atatürkün dedelerine kadar geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu manada biz Atatürke bir Seyyit diyebilir Peygamberimiz Hz. MUHAMMED (S.A.V) EFENDİMİZİN soyundan bir Peygamber torunu olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Seydi Sarı Saltuk R.A Hazretleri kanımızca HZ. HASAN R.A HAZRETLERİNİN torunlarındandır. Verdiğimiz bu bilgiler ciddi iddialardır bununda sorumluluğunun farkındayız.  Ben böyle düşünüyorum..

Bu bilgi kesin olarak ispatlandığı taktirde bugün ülkemizde yaşanan gelişmelerin ve ayrışmaların  ne kadar tuhaf olduğunu söyleyebiliriz. Kader gerçekten bir sırdır… Doğrusunu Allah bilir.

Biz yolculuğumuza Bulgaristandan devam edelim. Atatürkün genç kurmay binbaşı olarak ateşe militer olarak bulunduğu Bulgaristanın Tırnova kentinde tanışıp sıkı dostluk kurduğu Bulgar mebusu GOSPODİN AÇKOFF 1938 sonlarında Ali Çetinkayaya Rahmetli Atatürk için hemşerimizdi demesi üzerine Ali Çetinkaya nereden çıkardın tırnovayı diye sormuş Gospadin Açkoff  ise  Merhum bülecene sülemişti be canım diye yanıtlamıştı. Bunun üzerine Ali çetinkayanın bu cevap üzerine ALLAH ALLAH  Atatürk ve ailesinin bulgarya ile hiç alakası yoktur dediği Abdurrahman Dilipakın bir yazısında geçer.

http://ikisi.blogcu.com/ataturk-un-dogum-yeri-hakkinda-bilgi/5321187

Tabi biz bu köşe yazısını kaynak bile almıyoruz. Bu birazda belge yani secere işinden çok öte bir şey. Yazının devamında bu tırnovananın mekadonyada ki tırnova olduğundan bahsedilir.Ama bu tespit Bulgar Mebus Açkoffun dediği gibi yanlıştır. Bu tırnova Bulgarya deliorman dobrucadaki tırnovadır. Biz bunun böyle olduğuna inanıyoruz. Atatürkün ailesine Sarı Saltuk R.A ile olan bağından ötürü sarılar Atatürke de Sarı Mustafa yada Sarı Arslan denildiğini de söyleyebiliriz.

İnşeallah devam edecek..

About these ads
 

153 Responses to “Atatürkün Gizlenen Soyu”

  1. Hanoglu Says:

    Lozan ve devrimlerle birlikte islam dünyası paramparça oldu.Türk milletinden 1000 yılın intikamı alındı.Birde ayağa kalkmamak üzere yere serildi.Mesele sadece maddi değil,ahlaki manevi ve tarihi bir felakete sürüklendi.Eğer hastalığını biliyorsa teşhis kolaydır.Şu an islam alemi ve Türkiye hasta işin kötüsü hastalığını ve zehirlendiğini bu zehiri kimin verdiğini bilmiyor

  2. Emre Says:

    Belgeler ile Atatürk’ün nesebi

    Mustafa Kemal’ın ailesini kökü İspanya’da ki Engizisyon Mahkemelerden kaçan ve Selanik’e yerleşen Yahudi ailelere dayanmakta. Gerçek babası Yenişehir’i abduş ağa dır.

    76 yıl boyunca Türkiye’de Mustafa Kemal Atatürkün soyu hakkında gizli tutulmak istenen gerçekler artık gün ışığına çıkmıştır. İşte Mustafa Kemal’ın gerçek soyu.

    Resmî tarihin yazdığı gibi gümrük memuru olan Ali Rıza Efendi, Mustafa Kemâl’ın babası değildir. Ali Rıza, Mustafa Kemâl’ın üvey babasıdır. Mustafa Kemâl 5 yaşında iken anası Zübeyde Ali Rıza namında ki şahısla evlenmiştir. Gelelim Mustafa Kemâl’ın gerçek babasına.

    Adana müftüsü Cemâleddin Hocaoğlu (rh.a) 1988 senesinde Ümmet Gazetesinde bir Vesikâ (Osmanlı mahkeme kararı) neşretti. Bu osmanlı mahkeme kararına göre, mustafa kemâl’ın annesi olan zübeyde beraber yaşadığı kişi abduş ölünce, selânikte ki asliye hukuk mahkemesine başvurarak kendisinin onun karısı olduğunu ve oğlu mustafa’da ondan olduğunu iddiâ ederek miras davası açıyor. Ölenin (Abduş’un) kardeşleri ise bu duruma itiraz ederek zübeyde’nin abduş’un karısı olmadığını ve genelevden odalık aldığını ve odalık aldığında zübeyde’nin 2 yaşında çocuk sahibi olduğunu mahkeme’ye bildiriyorlar. Mahkeme’de geneleve soruyor ve gelen cevap’da da zübeyde’nin 1 temmuz 1881′de oğlu (mustafa kemal) ile beraber geneleve girdiği, 23 Nisan 1882′de ölen kişi tarafından genelevden çıkarıldığı belirtiliyor. Böyle olunca mahkeme, zübeyde’nin davasının reddine karar veriyor.

    Bütün belgeler şu sitede yayınlanmıştır: http://selanikasliyehukukmahkemesi.wordpress.com

  3. cengiz Says:

    Bazı salaklar dolaşıyor internette (kemalist çetenin paralı askerleri) hala Mustafa Kemal’in mason olmadığını iddia edebiliyorlar.

    ARKADAŞLAR MUSTAFA KEMAL’İN MASON OLDUĞU BİRÇOK TARİHİ KAYNAKLAR İLE SABİTTİR.

    “Atatürk çevresindeki, hem ittihatçı, hem mason olan asker ve sivil arkadaşlarının etkisiyle, `önce mason, sonra ittihatçı´ kuralına uygun olarak önce `Macedonia Risorta´ locasında mason olmuş ve bunu takiben de Ittihat ve Terakki Cemiyeti’ne 1907 yılında 322 numara ile üye yapılmıştır. ” (KAYNAK: Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Istanbul, 2008, sayfa 159-161.)

    Başka bir delil ise, M. Kemal Atatürk’ün yakın dostlarından ve onun kalemşörlüğünü üstlenen Falih Rıfkı Atay’ın Bugün gazetesine manşet olan; “Evet, Atatürk bir masondu.” itirafıdır. (Bakınız: Bugün Gazetesi, 6 Eylül 1968.)

    Mason localarının Atatürk’ün şefliği döneminde kapanması (1935) mevzuuna gelince…

    Araştırmacı Suat Parlar, çalışmasında, Atatürk’ün mason olduğuna dair kuvvetli iddialar bulunduğu, en azından masonluğu felsefe olarak benimsediği bilindiği halde, 1935′de mason localarının niçin kapandığı meselesine eğiliyor ve şöyle diyor:

    “Devletin en önemli kurumlarının başında zaten masonlar varken, (locanın) malvarlığı konusunda alınacak tedbirler, sembolik olmaktan öte bir anlama sahip değildi!” (Kaynak: Suat Parlar, Türkler ve Kürtler, Bağdat Yayınları, sayfa 496, 497.)

    M. Kemal’in özel hekimi ve yakın arkadaşı olan Büyük Üstad Mim Kemal Öke’nin Mason Derneği’nin 1949 yılındaki büyük kongresinde yaptığı ve Türk Mason Dergisi’nin birinci sayısının 12-14′üncü sayfalarında yayınlanan konuşmasında bu konuyla ilgili olarak söyledikleri aydınlatıcıdır:

    “Memleketin siyasi akışları bir an için bizim mesaimizi men etmişti. Bu yalnız bizim değil, Türk Ocakları, Kadınlar Birliği vesaire gibi teşekküllere de teşmil edilmişti. Bu tatili mesai bir kapanış değil, bir ima üzerine olmuştur. Atatürk mason teşekkülü için çok büyük iltifatta bulunmuş, Ankara’daki binaya her yıl 3 bin lira yardım etmişlerdir. Bugün başımızdakiler de aynı yardımda bulunmuşlardır. Atatürk memleketimizi ziyarete gelen tanınmış şahsiyetleri bu lokalde kabul ve ziyaret etmiştir. Mason teşekkülünü Atatürk kapattırmamıştır. Siyasi ahval o zaman böyle bir imayı mecburi kılmıştır. O zaman başkanlıktan Mareşal Fevzi Çakmak’ın emri üzerine ayrılmıştım. Mareşal askerlerin bu kabil teşekküllerde bulunmamalarını emretmiştir. Ortalığı karıştırmak, şahsi taassuplarını kullanmak isteyen baykuşlara bu kürsüden tekrar ediyorum: `Bu teşekkül Atatürk’ün ruhunu tazib (ruhuna azab) etmemiş, taziz etmiştir (sevgi ile anmıştır). ” (Kaynak: Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Yurt Kitap Yayın, Istanbul, 2008, sayfa 229, 230.)

    Mason Yazar Tamer Ayan da bu konuyu ele alarak, “Eğer Atatürk masonlara yapılan suçlamalara inansa, hatta inanmak değil şüphe bile etse; üzerine titrediği rejimin selameti için Masonluğu kanun yoluyla kapatmaz, hatta masonları Istiklal mahkemeleri ve Takriri Sükun Kanunları gibi olağanüstü yöntemlerle sindirmez miydi?” diye sorarak şu hükmü veriyor:

    “(…) Atatürk, ülkeye ışık veren bu pencereyi tuğlayla ördürüp iptal ettirmemiştir; ancak kamuoyunu ve rejimi masonluğun aleyhine yönlendiren ve şartlandıran antimasonik baskı ve propagandanın, masonluğa telafi edilmez ölçüde zarar vermesini önlemek amacıyla, sadece perdelerinin ev sakinlerinin eliyle kapatılmasını ve oturanların da tatile çıkmasını sağlamıştır. Özetle Atatürk masonluğu yasaklatmamıştır. Bilakis böylesi bir ılımlı çözümle zulümden kurtarmıştır. ” (Kaynak: Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Yurt Kitap Yayın, Istanbul, 2008, sayfa 340.)

    M. Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetçi (daha doğrusu diktatörlük) kadrosunda görev alanların büyük bölümü Masondur, aynı kendisi gibi. Bir bakıma yönetim ve devrimlerin gerçekleştirilmesi Masonlara emanet edilmiştir. Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası’nın resmi web sitesinde açıklanan kadro:

    Fethi Okyar, Rauf Orbay, Refet Bele Paşa, Ali İhsan Sabis Paşa, Meclis Başkanı Kazım Özalp Paşa, Meclis Başkanı Abdülhalik Renda, Başbakan Hasan Saka, İçişleri Bakanları Şükrü Kaya ve Mehmet Cemil Ubaydın, Dışişleri Bakanları Bekir Sami Kunduh ve Tevfik Rüştü Aras, Sağlık Bakanları Rıza Nur, Adnan Adıvar, Refik Saydam, Behçet Uz, Milli Eğitim Bakanları Reşit Galip, Hasan Ali Yücel, Ekonomi Bakanı Sırrı Bellioğlu, Milletvek illeri
    Cevat Abbas, Atıf Bey, Edip Servet Tör, Yunus Nadi, Reşit Saffet Atabinen, Memduh Şevket Esendal, Hilmi Uran, Tevfik Fikret Sılay, Ahmet Ağaoğlu, Ankara Valisi Nevzat Tandoğan ve Belediye Başkanı Süleyman Asaf İlbay, İstanbul Valileri Muittin Üstünd ağ, Lütfü Kırdar, Danıştay Başkanı Mustafa Reşat Mimaroğlu, Jandarma Genel Komutanı Galip Paşa, İstiklal Mahkemesi Başkanı Necip Ali Küçüka, Amiral Mehmet Ali Paşa Atatürk’ün çevresinde
    ülkeye hizmet (!) etmiş Masonlardır. (Kaynak: Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası resmi web sitesi)


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.