Vitrin

Hakikat bir Güneştir O da kendini gizledi

Mit-PKK harikalar diyarında 27 Eylül 2011

Filed under: Düşünceler — Maxtouch @ 18:03
Tags: , , , , , , , ,

            ABD PKK sorunu askerle değil masa başında bitecek diyor.. PKK dışta uluslararası oyun kurucuların senaryosunun bir parçası olarak desteklenirken, içerde hayin ve ayincilerce -İttihat ve Terakkice- yönlendiriliyor. TSK yıllarca PKK ile sahte savaşçılık oyunu oynarken,  Türkler yılların nefretini hafızalarından bir anda silecek gibi gözükmüyor. Bir umut öldürücü darbenin  vurulmasını bekliyor. Kürtler ise İttihat ve Terakkinin bilinçli yok sayma politikaları sonrası varlıklarının PKK sayesinde fark edildiğine inanıyor. Kürtler kendilerini  Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana  özel planları gereği baskılarıyla yok sayan İttihat ve Terakkinin MİT kanalıyla PKK yı da kurduğunu düşünemiyor.  MİT, PKK üzerinde ki hakimiyetini kaybediyor devreye ABD ve ÇEKİÇ güç girerek emaneti alıyor. ÇEKİÇ GÜÇ kontrolünde iyice palazlanan PKK, TSK ile sahte savaşçılık oyunu oynayarak görevinin ilk aşamasını sonlandırıyor.

Bu arada IRAK işgal edilmiş, ABD planları tıkır tıkır işlemiştir. Sıra planın ikinci aşamasına gelmiştir. Ilımlı İslam politikasına uygun AKP ye başrol veriliyor. Bu aynı zamanda PKK  sorununun diyalog ile çözümüne de uygundur. Bu amaçla ön hazırlık olarak APO apar topar TÜRKİYE ye postalanıyor. Sonrası AKP li yıllar.. Kürt sorunu, Birlik ve kardeşlik projesi PKK sorunu derken diğer yandan millete sanki pazarlıklar gizli kapılar ardında  devam ediyormuş gibi sahte haberler çakma basın tarafından sürekli pompalanıyor. Amaç milleti masa başı görüşmelerini kabule hazırlamak.   Aslında bu görüşmeler hiç olmamıştır çünkü  Bu süreçte    BDP tam olarak ne istediğini açıkça söyleme yerine basın kanalıyla ima yolunu seçmiştir. Bu tutum karşısında AKP ise net bir cevap veremeyecektir. Masa başına oturmadan önce elini kuvvetlendirmek daha fazla ödün almak isteyen PKK sivil asker ayrımı yapmadan saldırıyor. İşte bu yüzden BDP tam olarak ne istediğini açıkça ifade etmekten kaçınıyor hatta meclise bile pazarlık payını arttırmak için gelmiyor küskün ve mağdur çocuk rolünü oynuyor..

AKP öyle yapsa olmuyor böyle yapsa olmuyor. ABD çözüm masada olacak diyor. Hayali MİT-PKK görüşmeleri gerçekten yapılmış gibi kurgulanarak piyasaya bizzat MİT çe sürülüyor. Masa başı çözüme TÜRK MİLLETİNİ biraz daha alıştırılıyor hatta beyni yıkanıp şartlandırılıyor..

PKK nın sivillere saldırıları ardında PKK nın kürtlercede kınanması sonucunu doğurtup sahte PKK tasviyesi ve ardından kabuk değiştirmiş yani siyasete ve şehirlere gömülmüş PKK nın başka bir isim altında KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİNE oynaması oyunu olduğunu söylemeliyim. SONRA demokratik hak ve özgürlükler adı altında kürt milliyetçiliğini hortlatmaya çalışacaklar.. dağlarda değil ama doğuda ve şehirlerde bu yüzden ana dil ve özerklik masa başında TÜRKİYEYE kabul ettirilmeli.. Daha sonta KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİ üzerinden uzun planda DEVLETE giden yolun kapısını aralayacaklar.  Bu sonuca ulaşmak ve masa başına oturmadan önce elini kuvvetlendirmek için PKK saldırıyor bunuda hiç unutmayın..

 

APO ve DTP nin ATATURK YALANI 03 Ağustos 2010

           Önce haberimizi okuyun sonra halkımızı kandırmaya çalışan bu piyonların yalanlarını çürütelim..

         Demokratik Toplum Kongresi Sözcüsü Yüksel Genç, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir‘in özerklik tanımına değinerek, “Sayın Baydemir, özerklik meselesini nasıl anladığını izah etmiştir. Bu söylemlerin benzerini 1920 yılında Atatürk de ifade etmiştir.” demiş.. Öncelikle Baydemir ne istemiş Atatürk ne yapmış 1920-21 de bunun temel doğrularını ortaya koyduktan sonra kim kimi aptal zanneiyor bakalım istedik.

Baydemir’e göre :

  1. Projeleri Kürtlerin iradesi anlamını taşıyor.
  2. Savundukları demokratik özerklik, Avrupa’daki yerel yönetimler programıyla karıştırılmamalıdır. Çünkü kendilerininki ondan daha ileri, daha demokratik ve daha katılımcı bir süreç ifade etmektedir.
  3. Özerk bölgeler, yeni özerk Karadeniz, özerk Marmara ve tabii özerk Kürdistan olacak. TBMM varlığını sürdürecek; ancak her bölgede bölgesel parlamento bulunacak. Bu bölgesel parlamentolardan birisi Kürdistan bölgesel Parlamentosu olacak. Türk Bayrağının yanında Kürt halkının yerel renklerini taşıyan bayrağı gönderde yer alacak.

Osman Baydemir Türkiye’de özellikle kendilerini liberal ve demokrat aydınlar olarak tanımlayan çevrelerde yıllardır hüküm süren  “ahmaklık” ve “algılama zafiyeti”ne bakarak şimdiye kadar yaptıkları zemin yoklamalarında ciddi bir tepkiyle karşılaşmamalarından, tam tersine sırtlarının sıvazlanmasından cesaret alarak soruyor: “Belediye binamızın önünde ay yıldızlı Türk bayrağı ile sarı, kırmızı, yeşil bayrağımız dalgalansa ne olur?” demiş

                    Şimdi Baydemir apo ve diğer cahillerin Atatürk adını kullanarak halkı yanıltmaya çalıştıkları konunun özünü anlatalım:

                 Olay özellikle 1921 Anayasasının 11. maddesinde düğümleniyor..

11. Madde de günümüzün belediyeleri devre dışı bırakılmakta, günümüzün siyasi partilerine her hangi bir bağlılık öngörmemekte yani vilayet şuralarını siyasetin dışında sadece yöre halkının her hengi bir mercie partiye ve hükümete bağlı kalmaksızın,  meclisin koyduğu kanunlar çerçevesinde kendi aralarından seçimle seçerek oluşturacaklardır. 1921 Anayasasında geçen 11. maddeyi aktarıyorum şu işlerle uğraşamayacaklardır.

*İçve dış siyaset

*dini adli ve askeri işler

*Uluslararası ilişkiler

*Genel vergi toplama işleri

*ve  birden fazla vilayeti kapsayan (ilgilendiren) menfaatler(faydalar+ gereklilikler) ile ilgili hususlar(konular+işler+kanunlar) hariç olmak üzere 

meclisin çıkaracağı kanunlar dahilinde vakıf,medrese, eğitim, sağlık, tarım, bayındırlık ve sosyal yardım işlerini düzenlemek il şuralarının görevidir.

            Atatürk ve meclisin burada ki amacı nedir? MECLİS ve hükümet alakasız çorap mendil ayakkabı işleriyele ilgilenmeyip, bürokrasi içinde boğulmayan ENERJİSİNİ KANUN KOYMAK – DENETLEMEK ve ULUSLARARASI İLİŞKİLERE AĞIRLIĞINI  VEREREK ETKİN VE VERİMLİ olmayı amaçlamıştır.

        Merkezi etkinliğini azaltan ve kendisinin uğraşması zaman kaybına yarayan husuları; yetkileri kanunlar çerçevesinde belirlenmek kaydıyla halkında katılımını sağlayarak il meclislerine havale eder. İl meclisi üyeleri siyasi parti mansupları olamaz. Bugün anladığımız manada Belediyeler bu sistemde yoktur. Çünkü onlar hen siyasi parti güdümünde hemde bu parti çıkarları doğrultusunda vergi ve hazine ödeneklerini har vurup talan etmektedirler. 

         Dikkat ederseniz Atatürk ve Meclis  o günlerde parti olmasa bile var olan cemiyetlerden,derneklerden bile bahsetmiyerek direk halkın kendisinin o vilayetin sorunlarına taraf olmasını istemişlerdir.

     İL MECLİSLERİNDE Halk içinden seçimle üyeler seçilir, Üyeler arasından da bir başkan ve çeşitli hizmet kollarındaki şubelerde  görev yapacak yine azalardan olmak kaydıyla bir idare heyeti seçilir. Bu idare heyetini denetleyecek ayrıca bir denetleme komisyonu  seçimle gelmiş il meclisi üyelerinden oluşturulur. Yani denetleyen hizmeti verende halkın seçtiği hallk adına bu meclistir.

İllerde merkezin atayacağı bir vali bulunur bu vali meclisin verdiği yetkiler (kanunlar) dahilinde genel görevlerini ifa eder.  Meclislere karışamaz. Fakat merkezle il meclisi arasında bir konu hakkında uyuşmazlık olursa merkezden aldığı güç ve yetkiyle müdahale eder.  

             İŞİN CAN ALSISI NOKTASINA GELDİKİllerde kurulan  meclisler ekonomik ve sosyal ilişkileri sebebiyle birleştirilerek genel Müfettişlik bölgesi kurarlar. Bu müfettişlik dikkat edin ekonomik ve sosyal amaçlı kurulan il meclislerinin birleşmesi sonucu meydana geldiğinden sorumluluk dahili illerde ki asayişi sağlama yetkisi askeri, polisiye ayada siyasi olarak değil ekonomik ve sosyaldır.  Müfettişlik dahilinde ki il meclislerindeki uygulamaları haksızlıkları baskıları ve yolsuzlukları denetleyerek asayişi sağlar, genel resmi iş ve işlemleri takip eder. Bölgesi dahilinde ki meclislerin aralarındaki işlemlerde uyumu gözetir. Genel müfettişler devletin genel kararları  il meclislerinin kararlarını karşılaştırarak denetler.

              Kanunda geçen “..ve  birden fazla vilayeti kapsayan (ilgilendiren) menfaatler(faydalar+ gereklilikler) ile ilgili hususlar(konular+işler+kanunlar) hariç olmak üzere” maddesi gereği il meclisleri yada müfettişlikler bir çok ili ilgilendiren konularda karar alamazlar. Bu eğitim olabilir, kültür olabilir,sağlık olabilir, okul ve üniversiteler olabilir. Yani özerklik yada muhdariyette yada fedarasyonlar yada konfedarasyonlarda olduğu gibi iç işlerinde tamamen bağımsız değillerdir. Siyasi bir yapıları kuruluşları meclisleri, kanunları bayrakları ve dil değiştirme üniversite kurma askeri birlik oluşturma vb. gibi haklarıda yani  özerklikleri yoktur.Bu konular bir çok ili ve bölgeyi ilgilendirir ve Meclisin tekelindedir. Merkeze ve denetimine bağlı olarak (ki vergilerini merkeze ödemek zorundadırlar)  ekonomik ve sosyal konularda il halkına hizmet görürler.

            BİR ÖNEMLİ NOKTADA ATATÜRK VE MİLLET MECLİSİNİN ASLINDA BİR DİĞER AMACI BU GENEL MÜFETTİŞLİKLERİN BÜYÜK MİLLET MECLİSİNDE  TEMSİLCİLER BULUNDURARAK BÖLGELERİNDE Kİ  HALKIN SORUNLARINI  İLETME ÖNERİLER GETİREREK KANUNLAR NEZDİNDE DE KATILIMI SAĞLAMAKTIR. BUDA GEREKLİ VE ÇOK ÖNEMLİDİR. BÖYLECE İLLER BAĞLI OLDUĞU GENEL MÜFETTİŞLİKLERDE Kİ SEÇİLMİŞ TEMSİLCİLERİ  VASITASIYLA MİLLET MECLİSİNDE SORUNLARINI ANLATACAK VE ÇÖZÜM ARAYACAK ÖNERİLER GETİRECEKLERDİR.

            ZATEN HALKIMIZ SEÇTİKLERİ MİLLETVEKİLLERİ SAYESİNDE SİYASİ OLARAKTA YÖNETİME KATILMAKTADIRLAR. DİKKATE ŞAYAN HUSUS SEÇİLEN BİR MİLLETVEKİLİNİN SADECE SEÇİLDİĞİ İLİN DEĞİL TÜM ÜLKENİN MİLLETVEKİLİ SAYILMASI NEDENİYLE HİÇ BİR MİLLETVEKİLİ BENİM SEÇİM BÖLGEM  DEĞİLDİR DİYEREK SEÇMENİNE DUYARSIZ KALAMAZ.

BÜYÜK MİLLET MECLİSİNE MÜFETTİŞLİKLERDEN GÖNDERİLECEK TEMSİLCİ VE SAYISI KANUNLAR ÇERÇEVESİNDE YİNE İL MECLİSLERİNİNCE GENEL MÜFETTİŞİLİKTE KARAR VARILARAK SEÇİLİR VE GÖNDERİLİR.

            BENCE HALKIN DOĞRUDAN MAHALLİ YÖNETİME SEÇTİKLERİ MİLLETVEKİLLERİYLEDE ÜLKENİN İÇ VE DIŞ KADERİNE KATILDIKLARI İÇİN ASIL CUMHURİYET BUDUR VE HİÇ BİR YERİNDE MERKEZDEN BAĞIMSIZ OLMA DURUMU SÖZ KONUSU OLMADIĞI GİBİ BİR BASKI DAYATMADA SÖZ KONUSU DEĞİLDİR. HALKIN KENDİNİ İSTEDİĞİ GİBİ YÖNETMESİNİ VE DENETLEMESİNİ DE SAĞLAMASIYLADA GÜZEL BİR SİSTEMDİR. YANLIZ MAHALLİ İDARELERİN EĞİTİM SAĞLIK VB. KONULARDA KANUNLARLA BELİRLENEN YETKİLERİNDEN ANADİLDE EĞİTİM VB. ANLAŞILMAMALIDIR. BUNDAN MAKSAT ÜLKENİN GENEL EĞİTİM VE DİĞER POLİTİKALARI HARİCİNDE İLLER VE BAĞLI OLDUĞU MÜFETTİŞLİK BÖLGESİNDE  KÜLTÜRÜN YAŞATILMASI KASTIYLA ÖZEL VAKIF MEDRESE VE DERNEKLERİN İL MECLİSİ YETKİSİ VE ONAYIYLA GERÇEKLEŞTİREBİ-LECEKLERİ KÜLTÜRELK VE ÖRFİ FAALİYETLER ANLAŞILMALIDIR. ÇÜNKÜ MADDE 11 GAYET AÇIKTIR ÜLKE MENFAATLERİNİ İLGİLENDİREN HUSULARDA MECLİSLER KARAR ALAMAZ. KEZA ÜLKENİN BATISINDA Kİ İL MECLİSLERİDE DE BÖYLE KARARLAR ALINAMAZ. AKSİ TAKTİRDE MÜFETTİŞLİKLER ARASINDA KOORDİNASYON VE ÜLKEDE UYUM BOZULUR. ÖZELLİKLE TEKRAR ETMEKTE FAYDA VAR BU SİTEMDE İL MECLİSLERİ DOĞRUDAN HALKIN KATILIMINA VE DENETİMİNE DAYANIR VE İL MECLİS VE MÜFETTİŞLİKLERİ HİÇ BİR SİYASİ PARTİYE DAHİL DEĞİLLERDİR. GÜCÜNÜ HALKTAN VE SEÇİMDEN ALIR. BU MANADA GÜNÜMÜZ SİYASİ BELEDİYELERİ DE ÖMRÜNÜ TAMAMLAMIŞYIR.

ATATÜRK VE MECLİSİN YAPTIĞI 1921 ANAYASASINDA SİZCE GÜNÜMÜZDE ANLAŞILAN MANADA ÖZERKLİK VARMI? BENCE YOK YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ.

            ZATEN ÖZERKLİĞİN O GÜN YADA BUGÜN ÜLKEYİ BÖLECEĞİNİ ATATÜRK KADAR BİZDE BİLİYORUZ.  

                 Bu bilgileri verdikten sonra şimdilik şu beş tarihi gerçekliği de buraya kısaca sıkıştıralım kısmetse daha sonra ayrıntılı açıklarız:

                 1- Kürtler bu coğrafyada Türklerden çok önce yerleşmişlerdir. Takriben 3-4 bin yıllık bu zaman diliminde İbrahim A.S kürttür. Lakin O na zulmeden ateşe atan nemrut laneti de kürttür. Fakat araplar ve israiloğulları kürt değildir. Türklerin ise soy olarak yakından uzaktan kürtlerle alakası yoktur. Bu gün soy yada dna araştırması yapanlar bu ilim dalını bilemezler..

                   2-Zazalar iran dan göçme bir kavim olup orada büyük bir devlet kurmuş kürtlerle  alakaları olmayan farklı bir ırktır. Türklerle olan ilişkileri ise şüphelidir..

                    3-Seyit Rıza ayaklanması başlıbaşına farklı bir başkaldırı olup zaza merkezli ve alevi kökenli olup, elaziz bingöl zazalarının katılmadığı gibi, katılıma kürtlerde iştirak etmekle birlikte bir çok kürtte katılmamıştır. Konu daha ayrıntılı ve bu çerçevede incelenmelidir.

                     4-Atatürkün hilafet meselesi bugünleri ilgilendiren bir mesele olup nutukta zamanı gelince yine kendisinin işaret ettiği şartlarda tekrar kurulur demiştir. İttihat ve Terakki Türkiyede Atatürkün istememesine rağmen saltanat ve hilafeti ingilizler adına osmanlıdan kaldırmaya çalışırken. Bu amaçla osmanlıya bağlı bütün eyaletleri bilerek ve kasti rakı partilerinde savaşmayarak kasti kaybederken. İngilizlerde Araplara hilafet sözü vererekİslamı ve arapları kendi merkezlerinde toplamaya çalışmıştır. Tarih anlatıldığı gibi olmayıp Lozanda hilafet ve saltanat konusunda ingilizlerin zorlamasına gerek yoktur. İttihat ve Terakki zaten bunları istiyerek kaldırmıştır…

 5-  Barzani ve soyunun iddia edildiği gibi yahudilikle alakası olmadığı gibi siyasi tercihleri icraatları ne olursa olsun özellikle mustafa molla gibi ataları  kuvvetli hocalardan özellikle nakşilikten gelmektedirler. Bu gerçeklikten  Barzanilerin icraatlarını tastik ettiğimiz manası çıkarılmamalıdır. Barzaniler sadece kendi siyasi hayalleri peşindedirler… Fakat büyüklerimizin bildirdiklerine göre HZ. İBRAHİM A.S ın nemrutta olan lanetinden dolayı bu  lanet gereği kürtlerin devlet kurmaları imkansızdır

                 Yani gerçekler hiçte anlatıldığı gibi değildir..

             

 

KESİRE KONUŞURSA ÖCALAN BİTER (PKK da) 29 Haziran 2010

Filed under: Haber-Politika — Maxtouch @ 04:50
Tags: ,

Biz Diyoruz ki :

Aşağıdaki bilgiler şayet doğruysa Kesire öcalana büyük ve sağlam güvence verilerek ikna edilmeli ve her türlü tehlikeye karşı koruma altına alınarak  Türkiyeye getirilip konuşturulmalıdır.. böylece salsanda beslesende iki durumda da prim yapan  ki salınıp kahraman edileceğine imralıda kalması daha hayrlı olan apo bitsin.. Dağdaki elebaşlarınıda al aşağıya PKK BİTSİN çünkü aponun gerçek yüzü ve bağlantıları ortaya çıkarsa Kürt ve Türk halkı gerçekleri görecek dağ kadrosu tasfiye edilirse dağdakiler çil yavrusu gibi dağılacaktır diye düşünüyoruz.. Çözüm ne kadar kolay değil mi? Evet bu kadar KOLAY diyor ve PKK konusunu da son noktayı koyuyoruz.. EVELALLAH.

Buyrun bu önemli haberi dikkatle okuyun.. Maxtouch..

Yıldırım, Kesire Öcalan’ın, eşi Abdullah Öcalan’ın derin devletle ilişkilerini öğrendiğini ileri sürerek, ‘Konuşursa Apo’nun bağlantıları ortaya çıkar, tüm sözleri biter’ dedi

Tüm Türkiye, son günlerde patlayan bombalar, susmayan silahlar ve peş peşe kalkan şehit cenazeleriyle sarsıldı! Yıllardır süregelen bu acının adı “terör”dü ama “Kim, kime neden düşmandı!” İşte bu soru hep cevapsız kaldı!

Sokaktaki vatandaş, “Gerçek düşman kim?” diye sorarken uzaklardan gelen itiraflar, bir bomba da gündemde patlattı! Terör örgütünün ele başı Abdullah Öcalan’ın sağ kolu olarak tanınan, bir dönem avukatlığını da yapan Hüseyin Yıldırım, yıllar süren suskunluğunu bozdu. İsveç’te sığınmacı statüsünde yaşayan Yıldırım, Diyarbakır Cezaevi’nde Ahmet Türk’le birlikte gördükleri işkenceleri, Abdullah Öcalan’ın Şam günlerini ve Öcalan’ın eşi Kesire Öcalan hakkında bilinmeyenleri ilk kez anlattı…

* Hükümetin ‘demokratik açılım’ çalışmaları için ne düşünüyorsunuz?

Devletin birikmiş sorunlarına ilk defa değiniliyor. Kimse cesaret etmedi, bunlar cesaret etti.

AYNA’NIN İPİ KANDİL’DE

* Bu noktada BDP’nin açılıma verdiği desteği nasıl buluyorsunuz; yeterli mi?

Destek falan verdikleri yok. Emine Ayna dediğiniz, örgütlü ve emirle yönetilen bir bayan. Kandil’den, İmralı’dan yönetiliyor. Sorun şu ki; Kürtler adına bir muhatap bulunsun. Mesela halkın da onay verdiği bazı Kürt aydınlar muhatap alınsın ve oturulup çözüm üzerine tartışılsın. Kürtler’le Türkler ayrılmaz! Bunu kurcalayanlar sahtekârlık yapıyor.

Açılımlar gerçekleşirse, Kürtler arasında huzur olur mu?

Bir bahar havası yaşanır. Kürt meselesinin hallolması için evvela Ergenekon’un etkisiz hale gelmesi gerekir. Belki bunu görmeye benim ömrüm yetmez; ama umutluyum.

KESİNLİKLE AJAN DEĞİL

* Öcalan’ın eşi Kesire üzerindeki sır perdesi bugüne dek aralanamadı. Siz bu konudaki iddialara katılıyor musunuz?

Kesire ajan değil. Bunu söyleyenler babasından dolayı diyorlar. İstiklal Mahkemeleri’nin dosyası açılsın, o zaman Kesire’nin babası Ali Yıldırım hakkında her şey ortaya çıkar.

* Neler mesela?

Dersim’e 1938’de operasyon başlatıldığında Türkçe bilenlere ihtiyaç vardı. Ali Yıldırım o zamanlar 20 yaşlarında ve okur-yazardı. Ve onu almışlar, “Şu aşirete, bu aşirete git” demişler ve o da gitmiştir. Onlar da ne dediyse aktarmış. Ama ilginç olan; Ali Yıldırım, İstiklal Mahkemeleri’nde tanıklık yapmayı reddediyor. Babası ajan ise de çocuğunun ne günahı var? Ben, bir sürü belgelerine rağmen Öcalan’ın ajanlığını söyleyemiyorum. Devletle o kadar bağlantılarına rağmen.

* Kesire’nin örgüt içindeki konumu nasıldı?

Ben, Kesire’nin bizim grubun (PKK Devrimci Hareket) içine girmesi taraftarı değildim.

Kesire, PKK’nın politikasını aynen sürdürmek istedi. Biz bu politikaya karşıydık. Ama Kesire’nin hedefinde bir tek Öcalan vardı. Yani, “Öcalan gitsin, ben geleyim” istiyordu.

* Yani Öcalan’ın yerine geçmek istiyordu, öyle mi?

Tabii. Örgütte beyin takımı katledilmişti. Kesire, bunları provokasyon saydı, biz bunlara karşıydık. ‘Apo’nun katliamlar yapmasında, diktatör olmasında hepimizin payı var’ diye düşünüyorduk. Kesire suçluydu. Özellikle Çetin Güngör muhalefetinde katledilen insanların sorumlusu Kesire’dir.

Çünkü tartışmayı o başlattı.

TEHDİT Mİ EDİLİYOR

* İlişkileriniz koptu mu?

Evet, koptu. Kesire, Mihri Belli’nin yanına gitti. Belli onunla örgüt arasında, “Siz bana karışmayın, ben de size karışmayayım” diye aracılık mı etti, ondan sonra sessizliğe gömüldü Kesire… Neden konuşmuyor? Ya aralarında gizli bir anlaşma var ya da devlet konuşmaması için onu tehdit ediyor.

* Konuşursa ne olur, neler değişir?

Yer yerinden oynar. Apo’nun tüm bağlantıları, kimlerle bağlantıları varsa hepsi ortaya çıkar. Ve Apo’nun söyleyecek bir şeyi kalmaz. Sonra da Öcalan, Kürtler’in gözünde sıfıra iner, halka karşı suçlu duruma düşer. Doğu Perinçek’le görüşen biri.

* Öcalan’la ayrılmalarının sebebi neydi?

Kesire, Apo’nun gizli ilişkilerini öğrendi. Derin devletle olan ilişkilerini. Ve kopuş buradan geldi.

Kesire bana diyordu “Dikkat et, bağlı olduğu güçleri harekete geçirir” diye. Kesire, Apo’dan çok daha etkili ve birikimli biridir.

* Kesire şimdi nerede?

Pasaportu, oturumu İsveç’te. Dil öğrenmek için İngiltere’ye, Yörükoğlu’nun da yanına gitti.

Hollanda’da da akrabaları var, oraya gidip geliyor.

İDAMI ‘BİR SAYFA’ ÖNLEDİ

* PKK’nın kurulmasında derin devletin ya da başka güçlerin rolü nasıl olmuştur sizce?

Öcalan’ın tutuklanması, salıverilmesi var. Hatta bu konuda Uğur Mumcu geldi, benimle görüşmek istedi, görüşmedim. Bence öldürülmesinin nedeni budur. Onun cinayeti, ne dindarlar, ne de İran olayıydı. Öcalan ile ilgili ben, büyük bir güvensizlik içerisindeyim. Derin devletle bağlantıları var.

* Abdullah Öcalan kimin adamı?

Öcalan yakalanıp Türkiye’ye getirildiğinde, idamı konuşulurken, o zamanki koalisyondaki Bülent Ecevit ve Devlet Bahçeli idam istiyordu. Fakat dönemin MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun bir rapor getirdi. Oradaki bir sayfayı Ecevit, Bahçeli’ye gösterdi. Mesut Yılmaz da Bahçeli’yi odaya çağırdı. Tekrar masaya döndüklerinde Bahçeli idamdan vazgeçmişti. Ne getirdi MİT? İki ihtimal üzerinde duruyorum; ilki, biz bunu teslim alırken idam etmeyeceğimize dair Amerika’ya söz vermişiz. Ama bu Bahçeli’yi durduramazdı. İkinci ihtimal, eğer raporda “Bu bizim adamımız” diyorsa, o zaman Bahçeli durur!

Ergenekon yönetiyor

* Ergenekon oluşumunun PKK’yla irtibatı hakkında gündeme gelen iddialar var.

İmralı’yı Ergenekon yönetiyor. Mesela tam açılım konuşulurken Tokat’taki eylem… Ne günahı vardı o askerlerin? Savaş alanı filan değil, köylü çocuklarıdır o askerler. Onları vurmakla ne kazanıyorsun? Bu, PKK’nın kararı mıdır, müşterek bir karar mıdır, bu konuda bir şey söyleyemem.

* Öcalan’ın derin devlet bağlantısı nedir?

Öcalan’ın Şam’daki ilişkileri. En yakın arkadaşları Atıf Hocalı, Doğu Perinçek; bunlar derin devletin adamları… Yeni bilgiler de çıkacak.

Güç sahibi olmak istedi

* Peki, Öcalan’ın gerçek hedefi neydi o zaman?

O, güç sahibi olmak istiyordu. M. Ali Birand’a da ne diyordu, “Ben gidersem, devlet karşısında 40 tane PKK bulur.” Ne demek bu? “Benimle anlaşın, ben PKK’yı bitireyim” demekti. Söze başlarken Mehmet Ali Birand, “Ben ülkemin bölünmesini istemiyorum. Ama gazeteciyim, kanunların elverdiği ölçüde söylediklerinize yer vereceğim” dedi. Öcalan, “Bizim bağımsızlık gibi bir istediğimiz yok” dedi. Bu söz benim için ilk vuruş oldu.

Perinçek’e güvenmem

* Doğu Perinçek sizinle hiç görüştü mü?

Belki 40 defa görüşmek istedi, görüşmedim onunla. Güvenmem ben o adama. Başta onların birbirine karşıymış gibi gözükmeleri oyundu. Telefonda bana, “Senin meseleni Apo’yla görüştüm ben. Konuşalım seninle” dedi. Ben de, “Seninle konuşacak bir şeyim yok” dedim. Perinçek, çok tehlikeli birisi. Ajan olarak PKK’ya girip, işini gördükten sonra gidenler oldu. Ajan diye öldürülenler ise gerçekten beyin takımlarıydı.

TAKVİM

 http://habervitrini.com/ocalanin_karisi_derin_devletle_iliskisini_ogrenince-469754.html

 

Apo’yu Kurtaran Belgede MHP imzası 26 Haziran 2010

Filed under: Haber-Politika — Maxtouch @ 00:12
Tags: , ,
Başbakan’ın dünkü konuşmasında MHP lideri Bahçeli’yi kastederek söylediği yazılı belge, büyük yankı uyandırdı. Şimdi Türkiye o yazılı belgede ne gibi sözler ve taahhütler var merak ediyor
Başbakan’ın dünkü konuşmasında MHP lideri Bahçeli’yi kastederek söylediği yazılı belge, büyük yankı uyandırdı. Şimdi Türkiye o yazılı belgede ne gibi sözler ve taahhütler var merak ediyor! Başbakan Erdoğan konuşmasında iktidarı eleştiren muhalefet partilerinden MHP’yi kastederek, ”Terörü bitirmediniz, neden?.. O zaman idam vardı, o zaman sümen altı ettiniz. Çünkü birilerine söz verdiniz, söz… O sözün gereğini yerine getirdiniz. Size terörist başını telim edenler , sizden o sözü aldılar, o yazılı belgeyi aldılar ve siz o sözü çiğneyemediniz. Şimdi sıkılmadan çıkmış, bunu bize fatura etmek istiyorsunuz. Bunun faturası kesilecekse, size kesilecek, size… Bunu benim milletim aslında biliyor, aslınca bilecek, anlatacağız…” demişti.
Başbakan’ın bu konuda haklı olduğu belgelerde görülüyor. Zira terörist başının idam cezasının ertelenmesiyle ilgili karar metninde Ecevit, Yılmaz ve Bahçeli’nin imzaları bulunuyor. MHP seçim meydanlarında yine Öcalan’ı asma vaadiyle oy istiyor. Seçimler bitiyor, mahkemeden idam kararı çıkıyor ama karar iki sene Başbakanlıkta bekletiliyor.

İşte o süreç

Bilindiği gibi daha önce de Bahçeli, Öcalan’a verilen idam cezasının ertelenmesine ilişkin kararla ilgili iddialara sert cevap vermiş, kabul etmemişti. Oysaki 12 Ocak 2000 tarihli karar metninde Bahçeli’nin imzası net bir şekilde yer alıyor. Metinde, ”Bilindiği gibi Türkiye’nin de yargı yetkisini kabul etmiş olduğu AİHM’nin Türk yargısınca verilen kararları değiştirmesi hiçbir şekilde değiştirmesi söz konusu değildir. Anayasamızdan ve uluslararası taahhütlerimizden kaynaklanan süreç tamamlandığında, dosya gereği için ivedilikle TBMM’ye gönderilecektir. Genel Başkanlar, hukuka saygı içinde aldıkları bu kararın, terör örgütü ve yandaşı çevrelerce aleyhine kullanılmak istendiğinin değerlendirilmesi halinde ertelenme süresi kesilerek infaz sürecine derhal geçilmesi hususunda görüş birliğine varmışlardır. 12 Ocak 2000” deniliyordu.

Kısaca; o zaman koalisyonu oluşturan DSP, MHP ve ANAP’ın genel başkanları, yani bugün muhalefette bulunan MHP ve lideri Bahçeli, Başbakanlık’ta yaptıkları toplantıda, AİHM’nin teröristbaşı Abdullah Öcalan hakkındaki kesinleşmiş idam cezasının infazının bir süre ertelenmesine ilişkin ihtiyati tedbir kararını ayrıntıları ile değerlendirmişler ve karara varmışlardır.

Öcalan’a verilen idam cezasının ertelenmesine ilişkin kararın altında imzası olan MHP lideri Bahçeli’nin bunu unutmuşçasına, Öcalan’ı idama götürecek yasanın kalkmasına ve bugün iktidarı ağır ifadelerler suçlaması düşündürücü bulunuyor.
Dönemin Adalet Komisyonu Üyesi Ramazan Toprak ne diyor?

Dönemin Adalet Komisyonu Üyesi Ramazan Toprak, o günkü oylama öncesinde yaşananları Haberayna’da şöyle anlatmıştı;
“AB Uyum Paketi’nden idam cezasının kaldırılmasını öngören maddenin çıkarılması yönünde bir önerge verdim… Önergem, 7’ye karşı 10 oyla reddedildi… Reddedenler arasında 5 MHP’li üye de vardı. İdam cezasının kaldırılmasını da öngören AB uyum Paketi Adalet Komisyonuna gelmişti. Ben paketten, ‘idam cezasının kaldırılmasını’ öngören birinci maddesinin çıkarılması yönünde bir önerge verdim. Önergemin oylanmasında, MHP’liler bana destek verecekmiş gibi oldular. Tam o sırada Komisyon başkanı DSP Kütahya Milletvekili Emin Kara ile Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk göz göze geldi ve başkan ani bir kararla oylamaya geçmekten vazgeçerek ’15 dakika ara verelim’ dedi”
Bahçeli mi ikna etti?

Toprak, 15 dakika denen aranın bir saat 15 dakikaya çıktığını ve MHP’lilerin Komisyon odasının çapraz karşısındaki Devlet Bahçeli’nin odasına götürüldüklerini kaydederek, ”Burada ne oldu bilemiyorum. MHP’liler geri döndüklerinde hepsi de kulaklarına kadar kıpkırmızıydı. Oylamaya geçildiğinde bu sefer sadece MHP Trabzon Milletvekili Orhan Bıçakçı bana destek verdi, diğer 5 MHP’li başları öne eğik bir halde önergeme karşı oy kullandı ve 7’ye karşı 10 oyla reddedildi.

Anlaşılan Bahçeli’nin odasında hepsi ikna edilmişti. Eğer MHP’liler önergeye evet deselerdi idam cezası kaldırılmamış olacak böylece Öcalan’ın idam affı söz konusu olmayacaktı” diye konuştu.

Toprak, komisyondan bu şekilde geçen tasarının Genel Kurul’a geldiğinde bu sefer Bahçeli’nin şov yaparak karşı bir tavır sergilediğini kaydederek, ”Bu samimiyetsizliktir, iki yüzlülüktür biz bunu önergeyle o zaman teşhir ettik” demişti.
2 sene neden beklettiler?

MHP seçim meydanlarında yine Öcalan’ı asma vaadiyle oy istedi. Seçimler bitti, mahkemeden idam kararı çıktı ama karar iki sene Başbakanlıkta bekletildi.

İşte MHP lideri Bahçeli’nin, bebek katili Öcalan’ın idam cezasının ertelenmesine yönelik karara attığı imza…

Kaynak:toplumsalhafıza.com

http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=297575

12 OCAK 200012 Ocak Zirvesi: Öcalan hakkındaki infaz dosyası beklemede…

Hükümet, terörist Öcalan hakkındaki infaz dosyasının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararına kadar Başbakanlık’ta bekletilmesini kararlaştırdı.

Hükümet ortağı parti liderlerinin yaklaşık 7,5 saat süren toplantısından sonra açıklama yapan Başbakan Bülent Ecevit, Anayasa’dan ve uluslararası taahhütlerden kaynaklanan süreç tamamlandığında, terör örgütü elebaşı hakkındaki dosyanın, gereği için ivedilikle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderileceğini bildirdi.

Koalisyonu oluşturan partilerin liderleri, Abdullah Öcalan’ın idam cezası konusunda izlenecek tutumu belirlemek üzere 12 Ocak 2000 Çarşamba günü biraraya geldiler.

DSP Genel Başkanı ve Başbakan Bülent Ecevit, MHP Genel Başkanı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli ile ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, Başbakanlık Merkez Binası’nda saat 14.00’de biraraya geldiler.

Yaklaşık 7,5 saat süren toplantıya, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, Başbakan Yardımcısı Cumhur Ersümer, Devlet Bakanı Mehmet Ali İrtemçelik, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, Dışişleri Bakanı İsmail Cem ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu da katıldı.

Böylece yılbaşından bu yana kamuoyunda yoğun bir şekilde yapılan tartışmalar şimdilik sona erdi.

Başbakan Bülent Ecevit, toplantıdan sonra şu açıklamayı yaptı:

”Koalisyonu oluşturan DSP, MHP ve ANAP’ın genel başkanları bugün başbakanlıkta yaptıkları toplantıda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin terörist başı Abdullah Öcalan hakkındaki kesinleşmiş idam cezasının infazının bir süre ertelenmesine ilişkin ihtiyati tedbir kararını ayrıntıları ile değerlendirmişlerdir.

Bilindiği gibi, Türkiye’nin de yargı yetkisini kabul etmiş olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türk yargısınca verilmiş kararları değiştirmesi hiçbir şekilde söz konusu değildir. Anayasamızdan ve uluslararası taahhütlerimizden kaynaklanan süreç tamamlandığında, dosya gereği için ivedilikle TBMM’ye gönderilecektir.

Genel Başkanlar, hukuka saygı içinde aldıkları bu kararı, terör örgütü ve yandaşı çevrelerce, milleti ve devleti ile Türkiye’nin yüksek menfaatleri aleyhine kullanılmak istendiğinin değerlendirilmesi halinde, erteleme süreci kesilerek, infaz sürecine derhal geçilmesi hususunda görüş birliğine varmışlardır.”

Başbakan Bülent Ecevit, bu açıklamadan sonra gazetecilerin konuyla ilgili sorularını yanıtladı. Başbakan Ecevit’e yöneltilen sorular ve cevapları şöyle:

SORU: Sayın Başbakan, bu, dosyanın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderilmeyip, Başbakanlık’ta kalacağı anlamına geliyor değil mi?

ECEVİT: Evet. Fakat bu ertelemenin ilelebet devam etmesi veya her koşul altında ertelenmesine razı olacağız anlamına gelmiyor. Herşeyin üstünde Türkiye’nin kendi menfaatleri, kendi yararları, çıkarları vardır. Eğer erteleme süreci Türkiye’ye zarar verilecek şekilde istismar edilecek olursa, o zaman bu sürenin dolması beklenmeyecektir.

SORU: Hangi koşullarda gönderilecek acaba?

ECEVİT: İşte burada söylüyoruz: Milleti ve devleti ile Türkiye’nin yüksek menfaatleri aleyhine kullanılmak istenirse bu erteleme, o noktaya varıp varmadığını, Genel Başkanlar olarak yine birlikte değerlendireceğiz.

SORU: Sayın Başbakan bu konuda imza yetkisi sizde olduğuna göre, diğer Sayın Liderler bu konuda size yetki mi vermiş oluyorlar?

ECEVİT: Hayır. Biz Hükûmetimiz adına bir müşterek karar aldık.

SORU: Efendim, toplantının bu kadar uzun sürmesi hakkında bir açıklama yapabilir misiniz?

ECEVİT: Bizim toplantılarımız hep uzun sürüyor. Her konuyu etraflı olarak irdeliyoruz.


(AÇIKLAMA METNİ: BAŞBAKANLIK BASIN MERKEZİ)
(12 OCAK 2000-22.15)
SON GÜNCELLEME:
(21 OCAK 2000)
BENZER KONULAR

MHP’yi Yok Edecek, Ülkücü Gençlik…

 

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.